Modafen

Gitar

Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi ve gitar sanatçısı Psikolog Muzaffer Çorlu, sanatın bilişsel dünya ile buluştuğu noktada müzik ile çocuk arasındaki ilişkiden yola çıkarak sanatın insan gelişimindeki yerini incelemeye başlamış. 2009 yılında aramıza katılarak Modafenlileri gitarın felsefesi ile tanıştıran Çorlu, onlara sadece müzik aşkını değil hayatı yaşama sanatını da aşılamayı hedefliyor. Hepimizin ne yapmak istediğimizle ilgili kararlar alırken çelişkilere düşmüşlüğü, bazen çok farklı seçenekler karşısında iki arada bir derede kalmışlığı olmuştur elbet. Fakat nadiren hayat önümüze her iki fırsatı da değerlendirebilme olasılığı çıkarır ve bizler nadiren her iki fırsatın da arkasından ilerleme cesaretini buluruz kendimizde. Muzaffer Çorlu profesyonel uğraşı ile ilgili yol ayrımına geldiğinde her iki arzusunu da sonuna kadar kovalamayı seçen, bu seçiminin getirdiği zorlukları da göğüsleme cesaretini gösteren işte o nadir insanlardan. "Bir kere içindeki sanatçıya ulaşanlar için ilerlemenin sonu olmuyor." Çorlu ailesinin 1960 yılında Almanya'ya yerleşmesinden sonra 1969 yılında Almanya'nın Münih şehrinde doğan sanatçı, müzik eğitimine keman ve flüt ile başladı. İlk gitar çalışmalarını Krikor Trutyan ile gerçekleştiren Çorlu, Almanya'daki Krefeld Musik Schule'de gitar eğitimini sürdürdü. 80'lerin başında Türkiye' ye dönüp psikoloji eğitimini ülkemizde tamamladıktan sonra da "Dünyanın klasik gitar merkezlerinden biri" olarak nitelendirdiği Almanya'ya dönüş yaptı. Duisburg Üniversitesi'nde Doç. Humberto Quesquen ile özellikle 20. yüzyıl klasik gitarının temelini oluşturduğunu söyleyen Francisco Tarrega ve Latin Amerika'nın önde gelen bestecilerinden Heitor Villa-Lobos parçalarıyla çalıştı.Lienz, Avustralya'da Prof. Michael Koch ile ustalık sınıfını tamamladıktan sonra, Avrupa'da aralarında dünyaca ünlü gitaristlerin yer aldığı daha bir sürü ustalık sınıflarına katıldı. 1999 yılında Almanya'da kaydettiği Scarlatti Guitar Duo albümü Çorlu'nun hem ilk hem de en beğeni kazanan çalışması olmakla birlikte bünyesinde Belevi, Sor, Vivaldi, Carulli, ve Scarlatti parçalarıda barındırmakta. Bİr kere içindeki sanatçıya ulaşanlar için ilerlemenin sonu olmuyor. 2003 yılında Müjdat Gezen Sanat Vakfı tarafından "Klasik Gitar Dalında Yılın Sanatçısı" ödülüne layık görülen Çorlu, aynı zamanda gitar orkestrası Collegium Cithara İstanbul'un da kurucu şefi. Üniversite yıllarında psikoloji ve muzik arasında bir seçim ile yüz yüze geldiğinde "gitar çalmak için diplomaya gerek yoktur" diyerek önce psikoloji alanında çalışmalarına başlayıp, sonra da gitar çalışmalarına devam etmeyi tercih etmiş. Psikolog ünvanına ek olarak uluslararası işletme üzerine MBA ve iletişim üzerine MA derecelerinde de eğitimini tamamlamış. Kendisi dünyaca ünlü festivallerde yer almakla birlikte, Türkiye ve Avrupa'nın önde gelen şehirlerinde "sahne korkusu ve müzik performans anksiyetesi" başta olmak üzere "beyin ve müzik" konularında da seminer ve konferanslar vermekte. Yemek yapmayı çok sevdiğini söyleyen Çorlu, müzik ile uğraşmayı da yemek yapmaya benzetiyor. Ancak yemek yapmaya başlayınca cesurca teşebbüslerde bulanabilir insan. Önce aşina olması gerekir ki, bir koku tetiklesin yeni karışımlar yapma hevesini. "Severek yemek yapanlara bakarsanız, hiç külfet gelmez bu işlem" diyor Çorlu. " Sonrasında beğenmeme riskim olsa da farklı farklı denemeler yapmak, görmek, koklamak, tatmak isterim. Akağaç şurubu acaba sütlaca katılınca pirincin nişastasıyla nötrleşir mi diye bakarken çok eğlenirim mesela." Resim içinde aynı şekilde bir tecrübe gerektiğinin ve renklerle oynamanın, anlamsız gibi gözükse de bir şeyler çizmenin bir çocuğun yaratıcı, otantik ve yeniliklere açık olmasında çok büyük etkileri olduğunu savunuyor. Modafen ailesine birkaç ay önce katılan Çorlu, gitar eğitimi verdiği çocuklarımız için "Tam aradığım yaş aralığındalar" diyor. 10 ila 13 yaş arasındaki çocukların gitara bu yaşlarda başlamalarının hem fizyolojik hem de zihinsel açıdan büyük avantajlara sahip olduğunu düşünüyor: İnsan beyni yaşlandıkça üretimi değişiyor. Üretim değiştikçe algılamada da değişiklik oluyor. Çocuklar üzerinde müziğin etkisiyle, gençlerin, orta yaştakilerin ve yaşlıların üzerinde etkileri farklı. Fakat genel olarak müzik, hangi yaşta olursa olsun, belli yararları olan bir uğraş. Eğer bizim kulaklarımız var ise, hangi inanışa inanıyorsak inanalım, evrim sürecinde duymaya mecbur kalmışız ki kulaklarımız gelişmiş. Diğer duyularımız içinde bu geçerli. Fakat gereklilik dışında bir ihtiyaç da söz konusu. Müzik, duyduğumuz sesler arasında bizi en provoke edeni. Yapılan araştırmalar, hiç muzik dinlememiş kabilelerin bile kendileri için önemli olan olaylar esnasında bir ses yaratmaya çalıştıklarını gösteriyor. Bütün organize sesler ihtiyaçtan doğduğunu düşünürsek, müzik bizim ihtiyacımız olan duygusal dinginliği veya coşkusal heyecanı daha da ortaya çıkarıyor. O yüzden zaten biz ister istemez müziğe mecburuz. Su gibi... Çocukların hayatında ise müziğin etkileri bir başka oluyor. Müzik eğitimi alan biri için buradan geçen tramvayın çıkarttığı ses bir gıcırtıdan farklı veya yürürkenki tempomuz. Ben karşıdan karşıya geçerken birisi daha hızlı birisi daha yavaş geçen yayaların yarattığı enterasan bir uyum görüyorum mesela. Standart bakmamayı öğreniyoruz böylece. Bir de sevdiği bir şeyi kendi üretiyor çocuk, onun özgüveni için çok yararlı. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde sosyal fobisi yüksek bireyler olarak büyüyoruz. Sahne korkumuz yüksektir. Saçma bir şey söyleyeceğiz diye söz almaktan, insan içinde konuşmaktan çekiniriz. Müzikle bunu aşmak mümkün 5-10 saniyelik çalışmalarının alkış alması bile bir çocuğa takdir edilmenin tatminini yaşatır. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz yoğun ve hayat dolu sohbeti sanat hakkında genel görüşleriyle noktalıyor: "Ben artık şöyle düşünüyorum: Kesinlikle hayatın kendisi sanat. Her yerde sanat var. Artık sanatı tanımlamaya çalışmanın hiçbir manası yok. Yaşamın kendisi sanat; her yerden hayat fışkırıyor, her yerden. Ve o fışkıran şeyin hepsi estetik. Yaşamın estetik olmayan bir parçası yok. Müzik, resim diyerek biz sanatı tanımlamıyoruz, kısıtlıyoruz aslında. Kalıplara sokmadan anlamak lazım sanatı. Richard Wagner'ın bir teorisi vardır, Gesamtkunstwerk, bütünlüklü sanat eseri anlamına gelen. Biz sanatı topyekun yaratmalı ve topyekun yaşayabilmeliyiz. Çünkü bence herkes birer sanatçı ve bu, dünyada var olmanın bir zorunluluğu."

You need to upgrade your Flash Player

This is replaced by the Flash content.

Place your alternate content here and users without the Flash plugin or with Javascript turned off will see this. Content here allows you to leave out noscript tags. Include a link to bypass the detection if you wish.